TAŞERON İŞÇİLERİN KADROYA ALINMASI MUTSUZLUK GETİRİR Mİ?

Dr. Adnan AĞIR //

 

Giriş

Alt işveren uygulamaları bir başka ifadeyle taşeron sistemi yabancıların tabiriyle outsourcing sadece ülkemizde değil, tüm dünyada yaygınlaşan bir üretim yöntemi olarak hızlı bir gelişme göstermektedir. Göstermeye de devam edecektir. Ancak, yeni sistemde devlet mekanizmasında bundan böyle taşeron işçi çalıştırılmayacak.

 

Taşeronlara ihtiyaç var mıdır?

Rekabetin uluslararası boyutu ve hızı karşısında bu gelişim kaçınılmaz olarak devam edecektir. Alt işverenlik uygulamalarının gösterdiği gelişmeye paralel biçimde, alt işveren işçilerinin çalışma koşulları üzerindeki tartışmalar hem ülkemizde hem dünyada artmış durumdadır.

Alt işveren ve asıl işverenin çoğu zaman aynı iş ortamını paylaşmaları ve aynı tedarik zincirinin parçaları olmaları çeşitli sorunları da gündeme taşımaktadır.

Alt işverenlik uygulaması şirketler için uzman işgücünün esnek şekilde kullanılması ile istihdam kapasitesinin artırılmasına imkân sağlamaktadır. Bir başka ifade ile alt işverenlik, işyerleri açısından “en başarılı oldukları işe odaklanma” fırsatı sunan önemli bir üretim biçimidir. Ani talep artışlarının hızlı şekilde karşılanabilmesi de alt işveren uygulamaları sayesinde mümkün olabilmektedir. Küçük ve orta boy işletme (KOBİ)’ler açısından bu etki daha büyük önem taşımakta, mali ve organizasyonel risklerin dağıtımını sağlayarak devamlılığı mümkün hale getirmektedir.

Ülkemizde asıl-alt işveren uygulamalarında karşılaşılan sorunlar, kamu ve özel sektör işyerleri açısından ciddi uyuşmazlıklara kaynaklık etmekte ve çalışma hayatının temel tartışma alanlarından birini oluşturmaktadır.

4857 sayılı İş Kanunu’nun yayımlandığı 2003 yılından bu yana geçen 15 yıl içinde Kanunda yapılan değişiklikler ve takiben çıkarılan ikincil mevzuat, asıl-alt işveren ilişkisinin ekonomik hayatın ve çalışma hayatının vazgeçilmez mekanizmalarından biri olduğu gerçeği görmezden gelinerek düzenlenmiş ve bugün yaşanan çözümsüzlüğe zemin hazırlanmıştır.

Liberal ekonomik sistemi benimsemiş tüm ülkelerde hele özelleştirmenin olduğu ekonomilerde işlerin bir kısmının taşeronlara verilmesi kaçınılmazdır. Bu konu sadece Türkiye’nin gündeminde değil, serbest piyasa ekonomisin uygulandığı tüm ülkelerin gündeminde olan bir durumdur. Bizdeki fark; uygulama, hukuk sistemindeki bakış açısı ve yasal düzenlemelerdeki boşluklar olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Alt işverene neden ihtiyaç var?

Günümüzde artan rekabet, işletmeleri en verimli üretim şekillerine yönlendirmektedir. Dış hizmet kullanımı (outsourcing) ile işletmeler yaptıkları bazı işleri uzman kurumlara aktarmakta ve bu şekilde maliyet ve zaman tasarrufu elde etmekte, üretimde etkinlik ve kalite yükselişi sağlamaktadır. İşletme bu yöntemle, tüm enerjisini uzmanlık konuları üzerine yönelterek verimliliği ve rekabet gücünü artırmaktadır.

Alt işveren uygulamalarının 2003 yılında yürürlüğe giren 4857 sayılı İş Kanunu’nda aşırı derecede kısıtlanması nedeniyle 2006 yılında yapılan değişiklikle kamu kuruluşları bu düzenlemelerden muaf tutulmuştur. Bunu takiben, özel sektör kuruluşları için uygulama şartları, tersanelerde yaşanan ölümlü iş kazalarına tepki olarak 2008 yılında yapılan 5763 sayılı Kanun değişikliği ve çıkarılan Yönetmelikle daha da ağırlaştırılmış, alt işveren ilişkisinin kurulması adeta imkânsız hale getirilmiştir. Alt işveren kullanımı, günümüzde sadece özel sektör açısından değil, kamu açısından da vazgeçilmezdir. Kamunun alt işveren uygulamasından vazgeçmek yerine, getirilen düzenlemelerden kendini istisna tutma çabası bunun kanıtıdır. Alt işvereni reddetmek ya da kabul eder gibi görünüp getirilen kısıtlamalarla uygulanamaz hale getirmek hiçbir kesim için çözüm değildir.

Çözüm, alt işverenin kamu ve özel sektör işletmeleri için vazgeçilmez olduğunun kabulünde ve her iki kesim için de geçerli ortak kurallarla düzenlenmesinde yatmaktadır. Amaç, kötü niyetli ve istismara yol açan alt işveren uygulamalarının önlenmesi ise çözümler buna odaklı ve bununla sınırlı olarak sosyal tarafların katılımı ile geliştirilmelidir.

 

Taşeron meselesinin tarihçesi neydi?

2003 yılında çıkarılan İş Kanunu sonrasında Türkiye’de taşeronlaşmanın önü kısıtlılığı beraberinde getirmesine rağmen daha da kolaylaşarak açıldı. Bu durum kaçınılmazdı çünkü Dünyadaki trend de bu yönde idi. Çıkarılan Kanun aslında sadece devleti değil daha çok özel sektörü ilgilendirmekte idi.

İşin gereği, teknolojik sebepler, maliyetleri aşağı çekmek, en önemlisi insan çalıştırmanın zorlukları gibi sebeplerle taşeronluk hep oldu bundan sonra da olacaktır. Gelişmiş tüm ülkelerde bu durum mevcut ve oldukça da başarılı bir şekilde uygulanmaktadır.

 

696 sayılı KHK ile AK Parti Hükümeti aslında ne yaptı?

Özellikle 2009-2015 yıllarında başta Sağlık Bakanlığı ve Karayolları Genel Müdürlüğü bünyesinde çalışan binlerce işçi asıl işi yapıyoruz ama taşeron firmadan maaş alıyoruz iddiasıyla dava açtılar. Açılan bu davalar Danıştay tarafından idare (hükümet) aleyhine sonuçlanınca devlet, yüklü miktarda kişilere tazminat ödemeye ve işçilere yargı kararı gereği kadro vermek zorunda kaldı. Dikkat edelim, adı geçen kamu kurumlarında çalışan taşeron işçiler yargı kararı gereği yasal düzenleme ile kadro aldılar. Bu kurumlar bir daha personel çalıştırma adı ile ihaleye çıkamadılar.

Ardından, 7 Haziran 2015 seçim atmosferinde Başbakan sayın Ahmet Davutoğlu, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’nin de konuyu sürekli gündemde tutması ile kamuda çalışan tüm taşeronlara ayrım yapmaksızın kadro sözü vermişti.

İşte bu iki temel sebep yüzünden kamuoyunda taşeron yasası olarak bilinen düzenleme (KHK) yürürlüğe girdi.

 

Yapılan düzenlemenin olumlu yönleri nelerdir?

Hükümet verilerine (söylemlerine) bakıldığında 920.000 kişinin olduğu belirtilmektedir. Bu rakam gerçek olmasa bile, çünkü tüm başvurular bitince gerçek rakam ortaya çıkacaktır. Toplumda yaklaşık dört milyon seçmeni ilgilendirdiği için ses getiren bir düzenleme olarak karşımıza çıkmıştır.

Bu itibarla;

  • İşçiler, devlet dairelerinde sürekli işçi kadrosuna geçtikleri için işten çıkarılma korkusu ortadan kalkmıştır. Bir başka ifade ile iş garantisi sağlanmıştır. Bu psikolojik durum çalışanlar açısından son derece önemlidir.
  • Taşeron kadrosunda çalışanların kazanılmış kıdem tazminatları ve ücretli senelik izin hakları korunmuştur.
  • Emekli olup da ikinci maaşı alanlar kapsam dışı tutulmuştur.
  • Mevcut özlük hakları yani ücretleri ne ise onu almaya devam edeceklerdir. Yani maaşlarında bir artış veya azalma söz konusu değildir.

 

Düzenlemenin eksik yönleri nelerdir?

Düzenlemeye bakıldığında hali hazırda devlette çalışan tüm taşeron işçileri kapsamadığı görülmektedir.

  • Tüm kamu kurumları kapsama alınırken MİT Müsteşarlığı kapsam dışı tutulmuştur. Yani MİT bünyesinde çalışan temizlik, güvenlik, ulaşım, park, bahçe, bakım onarım elemanları kadro alamıyorlar.
  • Temizlik ve güvenlik görevlileri kadro alırlarken yemekhanede çalışanlar alamıyorlar.
  • Çağrı merkezinde görev yapanlar kapsam dışı tutulmuştur.
  • Danışmanlık hizmetlerinde görev yapanlar, hastane bilgi yönetim sistemi hizmetlerinde çalışanlar alamıyorlar.
  • Hastanelerin sağlık hizmetlerinde görev yapan laboratuvar ve röntgen çalışanları alamıyorlar.
  • Davalardan vazgeçildiğine dair feragatname alınıyor, sulh sözleşmesi yapılıyor ve eskiye dönük haklardan vazgeçiliyor.
  • Ancak kadro başvurusu yapılıp, güvenlik soruşturması bozuk çıkanların eski hakları ile ilgili bir düzenleme yapılmamıştır. Bir başka ifade ile kazanılmış hakları elden gidiyor.
  • Feragatname alındıktan sonra kadro verildiğinde bir süre sonra hak etmediği anlaşılan personelin kadro (sınav)’su iptal edildiğinde eski haklarının başlangıç tarihi ya da olup olmayacağı belli değil.
  • Üst komisyonun verdiği karar kesindir, yargı yoluna başvurulamaz. Bu durum hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmamaktadır.
  • Geçiş süreci 2 Nisan 2018 günü sona erecektir. Bir devlet kurumunda mevcut işçilerin örneğin güvenlik ve temizlik işlerindeki işçilerin yarısı, koşulları taşımıyorsa hizmeti mevcut personelin kadroya geçen yarısı ile yürütme zorunluluğu var. Bu durum hizmeti aksatabilir, çözümü belli değil, devlet çünkü bu konuda bir daha ihale açamayacaktır.
  • Belediyede çalışanlara BİT kadrosunda daimi statü verilmekte iken, bünyesinde BİT olmayan belediyelerin ne yapacağı belli değildir. Çünkü belediyelerin BİT kurabilmesi için Bakanlar kurulu iznine ihtiyaç var. Bu durumda birçok ilçe belediyesinde yeni bir BİT mi kurulacak? Sorusunu akla getirmektedir. Örneğin Balıkesir Büyükşehir Belediyesinin bir BİT’i var ama Sındırgı Belediyesinin BİT’i yok, ne yapacağı belli değil.
  • KİT’lerde çalışan 50 bin’i aşkın temizlik ve güvenlik personeli kapsam dışı tutuldu. Bu ve benzeri durumlar adalet ve eşitlik duygusunu zedelediği için orta ve uzun vadede bu durumda olanların feryatları yükselecektir diye düşünüyorum.

 

Düzenlemenin eleştirilecek yönleri

Emekliliği gelmiş veya emekli maaşı alanlar da bu haktan yararlanamıyorlar. Böylece hükümetin bahsettiği gibi 920.000 kişi değil bu rakamın altında bir sayı olacaktır.

  • 18.000 işveren taşeron işçi çalıştırmakta, yan sektörleri de kattığımızda yaklaşık 27.000 işveren bu işten doğrudan etkilenmektedir. Ani bir düzenleme olması nedeni ile bu işverenler 2018 yılı için, makine ekipman, malzeme ve kıyafet yatırımları yaptılar, şimdi ellerinde kaldı ve bu şirketler kapanmak zorunda kaldı. Bu şirketlerde çalışan yaklaşık 250.000 kişinin de ayrıca işsiz kalması gündeme gelecektir.
  • Sınavın merkezi olmaması, komisyon eliyle yapılması soru işaretlerini beraberinde getirmektedir.
  • Sınav şeklinin tamamen üst yöneticinin inisiyatifine bırakılıp yalnızca yazılı, yalnızca sözlü, yalnızca uygulamalı ya da hem yazılı hem sözlü veya sözlü ve uygulamalı şeklinde olması şaibeleri ortadan kaldırmayacaktır.
  • Bir hastanenin güvenlik ve temizlik personeli kadroya alınıyor ama yemekhane çalışanı alınmıyor, sebep? Tebliğ böyle çünkü.
  • Çağrı merkezinde çalışan on binlerce kişi kapsam dışı, sebep? Tebliğ böyle çünkü.
  • 300 TL yetim aylığı alan işçiler kapsam dışı sebep? Tebliğ böyle çünkü.

Böylesine bir düzenlemeyi irdelerken empati yapmakta yarar var. Düşünün ki, bu ülkede milyonlarca ön lisans ve lisans mezunu genç, KPSS sınavlarına girip devletin bir kadrosuna yerleşmek için ter dökmektedirler. Yani işsizdirler. Kamuda görev yapan taşeron işçilerin büyük çoğunluğunun eğitim seviyesinin lise ve altı olduğu tahmin edilmektedir. Bu durum, yani bu düzenleme acaba dışarıdaki işsizleri buruk bir duruma getirdi mi?

Devlette çalışan ve yıllarca temizlik ve güvenlik hizmeti sunan işçiler ise devletten daimi işçi kadrosu alırlarken iş garantisine kavuşmuş oluyorlar. Mevcut işçilerin bir kısmı kadro alırlarken bir kısmı kapsam dışı tutuldukları için üzüleceklerdir.

Yapılan her yenilik beraberinde yeni doğum sancılarını da getirmektedir. Maç oynanırken kural değişikliği yapıldığında kaos da kaçınılmaz olur. Bekleyip göreceğiz.

Benim bildiğim sayın Cumhurbaşkanı sokağın sesine sürekli kulak veren ona göre çözüm üreten bir siyasi aktör. Bu tür mağduriyetleri gördüğünde, dinlediğinde eminim yeni bir talimat vererek çalışmayı genişletmeyi isteyecektir. Bir de baktınız yeni bir KHK ile kapsam dışında kalan binlerce kişi tekrar kapsama alınmış. Nasıl olsa her türlü düzenlemeyi KHK ile yapmaya alıştık. Ne gerek var meclise ne gerek var komisyonlara ne gerek var yasal düzenlemelere. Milletvekili olmamın dayanılmaz hafifliği kimseye dokunmuyor. Hukuk devleti olmanın ilkelerini bir kenara bırakarak taşeron düzenlemesindeki dışarıda kalanların kadroya geçmelerini sağlayan düzenleme ne zaman çıkacak ona bakalım.

 

Sorular ve Öneriler;

Kamu personel rejiminin yeniden masaya yatırılmasının zamanı geçiyor. Bir başka ülkede bu kadar farklı kategoride görev yapan kamu görevlisi var mı?

Devlet kadrolarında 65 yaşına kadar iş garantisi şeklindeki çalışmanın bundan böyle olmaması gerekir.

Devlette çalışırken aniden kadroya geçenler acaba klasik devlet memurluğu moduna girecekler mi?

Devlet yıllar sonra yeniden taşeron işçi çalıştırmak için ihale açacak mı?

 

Raporu indirmek için Buraya tıklayınız.